Haber - 3 ay önce

Pavel Durov: “Daha Az Tüket. Daha Fazla Üret. Daha Eğlenceli.”

Telegram kurucusu Pavel Durov’un kendi kanalında yayınladığı yeni blog yazısını buradan Türkçe olarak okuyabilirsiniz.

“Büyük şirketler, bize tüm sorunlarımızın çözümünün ürünlerinden daha fazla almaktan geçtiğini düşündürmek için pazarlamayı kullanır.

Asıl çözüm genellikle tam tersidir: daha az tüketmeye bağlı, daha fazla değil. Çoğu zaman, sorunlarımızın nedeni olarak ilk sırada aşırı tüketim gelmektedir.

Örneğin kiloluysanız, spor salonu aboneliği ya da gıda takviyesi reklamlarının bombardımanına tutulursunuz. Ama kilo vermenin anahtarı, daha az yemektir – yeni ayakkabılar ya da protein tozu değil.

Veya baş ağrısı ve stres ile mücadele ediyorsanız, size ağrı kesici ilaçları ve antidepresanları satmaya çalışacaklar. Ama stresi gerçekten azaltmak için, gece geç saatlere kadar sosyal medyada gezmek ve eğlence ürünlerini tüketmek yerine daha fazla yürümeya ve uyumaya başlamalısınız. İlaçlar, asla kalıcı çözüm olmak için tasarlanmamıştır: zamanla güçlerini yitirirler ve daha fazla ilaç gerektirecek yan etkilere yol açarlar. Tüketimin sonsuz yolculuğuna girdiğinizde, sizi perişan ve şirketleri mutlu etmek için tasarlanmış bir kapanın içine saplanıp kalırsınız.

Evrim boyunca Doğa Ana, bizi kaynak eksiklikleriyle başa çıkabilmemiz için hazırladı; ama asla şu anda sahip olduğumuz bolluk içindeki hayata hazırlamadı. Bugün, birçok insan açlıktan değil obeziteden ölüyor ve birçok insan haber eksikliğinden çok aşırı bilgiden kaynaklanan kaygı sıkıntısı çekiyor.

İnsan DNA’sı, donanımımız, eski. Avcı-toplayıcı topluluklarda yaşadığımız yaklaşık 10.000 – 20.000 yıl önce gelişmeyi bıraktı. O zamanlar, her tatlı ısırık ve bilginin her parçası son derece değerliydi. Şu an etrafı tonlarca ucuz şekerle sarılı mega şehirlerde yaşıyoruz, ama DNA’mız onu tanımıyor. Bedenlerimiz, kendini asla gelmeyen sert ve aç kışlara hazırlamak için aşırı yağ biriktiriyor. Zihinlerimiz, asla gerçekleşmeyecek tehditleri anlatan her rahatsız edici haber parçasına yapışıyor.

Bu biyolojik paradoks, GSYİH büyümesini vurgulayan ve kurumsal karları maksimize eden ekonomi sistemimiz tarafından daha da kötüleştiriliyor. İnsanlar, hem hükümetler hem de şirketler tarafından tüketimi arttırmaya teşvik ediliyor. 20. yüzyılda ekonomik büyümede üstün olmuş bir ülke olan ABD’nin, aynı zamanda dünyada obezitenin en gelişmiş olduğu ülke olması tesadüf değil. Onların piyasa odaklı toplumu, çıkarları için çok etkili oldu.

Bu sistem sadece insanlara zararlı değil, ayrıca uzun vadede sürdürülemez. Kurumsal isteklerin aksine, gezegenimizin kaynakları sınırlı. Tür olarak ihtiyacımız olmayan şeyler yapmak ve satmak konusunda çok yetenekli hale geldik, ama faturayı ödeyen gezegen oluyor. Bedenlerimiz, bizim hala 10.000 – 20.000 yıl önce yaşadığımız yeşil ormanlar ve temiz göllerle dolu eski dönemlerde yaşadığımızı sanıyor. Biz sonsuz ekonomik büyüme arayışımız için yaşam alanımızı yok etmeye devam ederken, kirliliğin yol açtığı hastalıkların sayısı artmaya devam ediyor.

Hayatımın erken dönemlerinde varlıklı olduğum için şanslıydım. 22 yaşındayken banka hesabımda bir milyon dolarım vardı, 25 yaşındayken on milyonlarca, 28 yaşındayken yüz milyonlarca. Buna rağmen, bu beni asla mutlu etmedi.

Gerçek şansım, en ödüllendirici uğraşın bir şeyleri tüketmek değil üretmek olduğunu erkenden fark etmekti. Yatlar, uçaklar ve pahalı evler almak yerine en keyif aldığım şeye odaklandım – insanlığa fayda sağlayan (umarım) sosyal platformlar oluşturmak. Kişisel varlıklarımın çoğunu insanların mükemmellik için çaba gösteren ücretsiz bir hizmete sahip olması için Telegram’a harcadım.

En değerli – ve ödüllendirici – varlığımın, diğerleri için bir şeyler üretmek olduğunu düşünüyorum. Sevidiğm şeyi yapma sürecinde, zengin olmamın nedenlerinden birinin paranın benim için asla en önemli hedef olmamasından kaynaklandığından şüpheleniyorum.

Öğrenciyken, oyun ve web siteleri yapmayı severdim. O zamanlar, bunun inek öğrenciler için bir uğraş olduğu düşünülüyordu. Gelecek vaat eden öğrencilerin, hukuk öğrenmeleri ya da ticari davaları çözmesi bekleniyordu. Ama ben, diğer insanların başarıyı nasıl tanımladığını umursamadım. Benim için başarı, sevdiğim şeyleri yapmaya zaman harcama yeteneğiydi.

Hiçbir zaman zengin insanların kendi etraflarını sarmaktan hoşlandıkları pahalı şeyleri almadığım için pişman olmadım. Tek pişmanlığım, bir şeyler yapmak için daha fazla zamanımın olmaması.

İnsan yaratıcılığı için imkanların sonsuz olduğu bir çağda yaşıyoruz. Tek bir kişi robotlar icat edebilir, genleri düzenleyebilir, sanal dünyalar tasarlayabilir… Keşfetmek için çok fazla heyecan verici, bilinmeyen alan var. Umarım insanlar, diğerleri için bir şeyler üretmenin verdiği hazzı keşfeder. Umarım bir gün tür olarak bizler, kendine zaran veren sona ermeyen tüketim yolunan dönüp kendimiz ve çevremizdekiler için daha iyi bir dünya oluşturmanın tatmin edici yolculuğuna gireriz.”